Akova Hangi Ülkenin?
Hayal Kırıklığıyla Yüzleşmek
Kayseri’nin soğuk akşamlarında, yazı bekleyen bir genç olarak, hep bir yerlere gitme isteğiyle yanıp tutuşuyorum. O kadar zorlanıyorum ki, sanki hayatın bana oyun oynadığı her anı hissediyorum. Her sabah kalkıp, sıradan bir gün daha geçiriyorum. Oysa içimde hep bir şeyler var, beni başka diyarlara götürecek bir şeyler… Ama ne? Hep bu sorunun peşindeyim. Ve o gün geldiğinde, bilgisayarımda rastgele bir şeyler ararken, bir köy ismi çıktı karşıma: Akova.
Bir anda içimi bir merak kapladı. “Akova hangi ülkenin?” sorusu kafamda yankılandı. Ve orada bir şey fark ettim: Bilmediğim bir yeri, sadece adıyla bile bir parça tanımak istiyordum. Akova, ne kadar anlamlı bir yerdi aslında, bir yeri daha keşfetme arzusuyla doluydum. Kayseri’nin, akşamları üşüyen havasında birdenbire ısındığımı, biraz da olsa heyecanlandığımı hissedebiliyordum. Bu his, sanki hayatımda bir şeylerin değişeceği izlenimi veriyordu.
Bir Köyün Hikâyesi
Akova’yı araştırmaya başladım. Öğrendiğimde, şaşkınlıkla karışık bir hayal kırıklığına uğradım: Akova, aslında Türkiye’nin çok tanınan köylerinden biri değildi. Türkiye’nin pek çok köyü gibi, sadece bir noktada var oluyordu. Ama Akova, başka bir anlam taşıyordu. Belki de “Akova” bir yerden öte, bir anlam, bir hayaldi.
Köyün nerede olduğunu öğrendiğimde, birden Kayseri’den uzak, kendimi hayal ettiğim o uzak diyarlarda buldum. O kadar güçlü bir şekilde hissediyordum ki, belki de Akova bana yeni bir umut sunuyordu. Belki de bu köyün adı, aslında çok uzak bir yere gitmenin, değişmenin, dünyayı başka bir açıdan görmenin sembolüydü. O an anladım: Akova, sadece bir yer değil, benim için bir yolculuk başlangıcıydı.
Birkaç Anı Bir Araya Getirmek
Hayal kırıklığı ve umut arasında gidip gelirken, bir anda geçmişe daldım. Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürüdüğümde de kendimi bir yabancı gibi hissediyordum. Ne şehri, ne de insanları tam olarak tanıyordum. Ama her zaman kendi içimde bulduğum o duygular, bazen bu karanlık sokaklarda kaybolmama izin vermedi.
Bir gün Akova’yı bulduğumda, belki de yıllardır kaybolduğumu anlayacaktım. Bir köy, bir köyden daha fazlasıydı. Her köşe başında bir umut, her sesin ardında bir hikâye vardı. Bir an, bu köyde bir gece geçirmek, içimdeki soruları ve duyguları özgür bırakmak istedim. Akova, o kadar uzak ve yakın bir yerdi ki, Kayseri’deki yalnızlık hissimle bir şekilde örtüşüyordu. Akova, bir yer değil, bir düşünceydi. Ve belki de bu düşünce, dünyayı daha geniş bir perspektiften görmek için gerekli olan şeydi.
Akova ve Ben
Kendimi bazen bu dünyadan yabancı hissediyorum. Akova da işte öyle bir yerdi: Sadece bir isim, ama bir o kadar da içimi ısıtan bir anlam taşıyordu. Belki de Akova, duygusal yolculukların, içsel keşiflerin simgesiydi. Bir adım daha atarak, belki de uzun zamandır kaybolduğum yerleri bulacaktım.
Ve şimdi, bu yazıyı yazarken, şunu düşünüyorum: Akova, aslında Türkiye’nin içinde değil, aslında dünyanın her yerinde bir noktada var. İnsanların hayallerine yolculuk yaptığı, arayışların başladığı bir yer. Kim bilir, belki de Akova’yı bulmam, aslında çok daha yakın bir yeri keşfetmeme yardımcı olacak.
Bunu fark etmek, insanı daha güçlü kılıyor. Gözlerimdeki hayal kırıklığından, sonunda bir umut ışığı doğuyor. Akova’nın bana sunduğu şeyin ne olduğunu artık biliyorum: Kendimi bulmak.